Doğal, organik ve ekolojik ürünlerle sağlıklı yaşam

Haber Bültenleri Haber Bültenleri

Kuperoz (Rozasea) Gül Hastalığı Nedir ? Kuperozlu Cilt Neye İhtiyaç Duyar? Kuperozlu cilt Bakımı

13/04/2018
ile Admin Admin

Kuperoz (Rozasea) Nedir ?

Kuperoz karakteristik olarak yanaklarda ve burun çevresinde çokça belirgin kılcal damarlara sahip kişilerde yaygındır. Cilt genellikle hassastır, gözle görülebilen kızarıklıklar vardır ve kurumaya meyillidir. Almanya’ da yaklaşık 4 milyon kişi etkilenmektedir.

Kuperozlu Cilt Neye İhtiyaç Duyar?

Kuperozda yüzdeki kılcal damarlar genişleyerek belirginleşir.
Bunu yok etmek için alkol, mineral yağlar ve silikon içermeyen, hassas, az yağlı ürünler kullanılmalı ve cilde yüksek seviyede nem verilmelidir.
LOGONA MED yüz bakım serisi tüm bu ihtiyaçları karşılayarak kuperozlu-rahatsız cildin bakımı için gerekli olanları sağlar. MED serisindeki ürünler kırmızı alg (su yosunu) den elde edilen SILIDINE R içerir. Bu içerik ile damar çeperlerini güçlendirir ve esnekliğini arttırır.

Sonuç olarak yüzdeki kızarıklıklar kalıcı bir şekilde yatıştırılır ve cilt hücrelerinin yenilenmesini destekler.

Kuperoza (Rozasea) Meyilli Ciltler için LOGONA ilk kez iki tamamlayıcı ürün öneriyor:
Logona Anti Kuperoz Gündüz ve Gece Kremi ileLogona Anti Kuperoz Nemlendirici Serum.

Memecik Zeytini Bir Güney Ege Efsanesi...

10/01/2018
ile Admin Admin
Organik Memecik Zeytinyağı

Memecik zeytini, asimetrik oval yapısı ve meyve ucundaki hafif bükümü ile kolayca ayırt edilebilir.Zeytinin olgunluğuna göre rengi, sarımsı - yeşil tonları arasında dolanır. Olgun hali ise koyu vişne - siyah renktedir. 
Memecik zeytini irice ve ufak çekirdeklidir. Olgun meyvesi orta sertliktedir. Meyvesi yağlık ve sofralık olarak değerlendirilebilir. Taşarası, Aşıyeli, Tekir, Gülümbe, Şehir, Yağlık olarak da bilinir.

Zeytin Ağacı
Memecik, cins olarak güçlü bir gövdeye sahiptir. Dalları toplu yuvarlak taç şeklindedir. Gri-yeşil yapraklar, güneşte gümüşi bir parıltı yayar. Çiçeklenme dönemi Nisan sonu başlar. Mayıs sonu ve Haziran başı ilk meyveler belirir. Kasım ayının ortalarında meyveler olgunlaşmaya başlar. Memecik cinsi, değişken doğa koşullarına, kuraklık ve soğuğa karşı dirençlidir.


Memecik Zeytinyağı
Memecik zeytinyağı koyu yeşilimsi sarı renkte, orta-yoğun meyvemsi tatta, turunç, portakal, badem ve defne aromalarının eşlik ettiği zengin duyusal özelliklere sahiptir. Yoğun antioksidan bileşenler genizde keskin olmayan, hafif yanma hissi uyandırır. Memecik’in damağı yormayan hafif bir acısı vardır. Memecik zeytini α-tokoferol (E Vitamini) ve fenoller açısından oldukça zengindir. Anti-oksidan ve besleyici özellikleri nedeniyle insan sağlığı açısından çok değerlidir.

Metebey Organik Sızma Zeytinyağı 500 ml
Memecik’in Anavatan Toprağı
Memecik’in en sevdiği iklim koşulları Milas’ın hava ve toprak yapısında gizlidir. Bu verimli iklimsel yapı asırlar önce keşfedilmiş ve zeytin ekimine önem verilmiştir. Milas ve çevresinde, antik dönemden beri yüksek kalitede yağ üreticiliği yapıldığı bilinir. Zeytinyağı üreticiliği asırlar boyunca sonraki kuşaklara aktarılmış ve zeytincilik bir kültüre dönüşmüştür. Güney Ege bölgesine özel bir cins olan memecik zeytininden, yetiştiği toprağın killi-kumlu, kireçli ve alüvyal yapısı sayesinde düşük asitli yağ elde edilir.

Karabuğday Nedir? Karabuğdayın Faydaları Nelerdir? Karabuğday Nasıl Tüketilir ?

22/12/2017
ile Admin Admin

Gluten içermeyen bir tohum olan karabuğday; yüksek besin değeri nedeniyle Asya ülkelerinde binlerce yıldır bol miktarda tüketilmektedir. Günümüzde birçok sağlık yararı bilimsel olarak da ortaya konduğu için; ABD, Kanada ve Avrupa'da da giderek popüler hale gelmektedir.

Uzman olmayan birçok kişi karabuğdayı bir tam tahıl olarak biliyor. Oysa ki; karabuğday hem protein hem de lif açısından zengin bir tohumdur. Kalp sağlığını desteklerken glukoz intoleransı ve sindirim bozukluklarını önlemeye de oldukça yardımcı olabilir. Gerçekte, "kabuksuz tahıl" olarak da adlandırılan karabuğday tohumları; o kadar çok besleyici madde ve 'rutin, tanenler ve kateşinler' gibi antioksidan ile doludur ki, sıklıkla " süper besinler " olarak adlandırılırlar.

Günümüzde, kara buğday, yüksek oranda amino asit, vitamin, mineral ve antioksidan kaynağı olduğu için, nispeten az kalori ve neredeyse hiç yağ içermemesi nedeniyle, vegan ve glutensiz beslenenler arasında favoridir.

Karabuğdayın diğer tahıllarla karşılaştırıldığında önemli bir farkı, kendisine özel biyolojik aktivitelerini sağlayan benzersiz bir amino asit kompozisyonuna sahip olmasıdır. Bu biyolojik faydalarını; kolesterol düşürücü, hipertansiyonu engelleyici, sindirimi iyileştirici ve kabızlığı önleyici etkileri ile sağlar.


Karabuğdayın tür ve cins ismi 'Fagopyrum esculentum' olup; genellikle çiğ karabuğday kabuksuz tohumu (resimdeki hali) veya un formunda bulunur.

Organik Karabuğday

Karabuğday kesinlikle gluten içermez

İsmine rağmen, karabuğday aslında herhangi bir buğday veya protein glüteni içermez. Karabuğday bitkilerin poligonaceae ailesinin bir üyesidir ve buğday, arpa veya çavdar gibi gluten içeren tanelerle tamamen ilgisizdir. Bu nedenle ;glutensiz pişmiş ürünlerde hacim ve besin değeri eklemek için, allerjenlere veya sindirim sorunlarına neden olmaksızın bolca kullanılır.

Karabuğday beslenmesinin en popüler yollarından bazıları nelerdir?

Güveçlere, çorbalara veya soğuk salatalara pişmiş harç eklemek amacıyla, kahvaltıda işlenmiş tahılların yerine ve kek ve/veya ekmeklerde karabuğday unu kullanılabilir.


Karabuğday Besin Değerleri

Bir bardak pişmiş karabuğday kabuksuz tohumu aşağıdaki besin öğelerini içerir:

155 kalori
6 gram protein
1 gram yağ
33 gram karbonhidrat
5 gram lif
Sadece 1.5 gram şeker
86 miligram manganez (% 34)
86 miligram magnezyum (% 21)
118 miligram fosfor (% 12)
6 miligram niasin (% 8)
1 miligram çinko (% 7)
34 miligram demir (% 7)
0.13 miligram B6 vitamini (% 6)
24 miligram folat (% 6)
0.6 miligram pantotenik asit (% 6)

Karabuğdayın Faydaları Nelerdir

1. Kolesterol ve Kan Basıncı Seviyelerini Düşürerek Kalp Sağlığını Geliştirir


Klinik çalışmalardaki bulgular; karabuğdayın, inflamasyon ve sağlıksız kolesterol düzeylerini düşürmeye yardımcı olmak suretiyle kalp hastalığının önlenmesine yardımcı olduğunu düşündürmektedir. HDL (iyi kolestrol) seviyelerini artırırken, LDL (kötü kolesterol) seviyelerini düşürür.

Karabuğdayda bulunan bir 'fito-besin' olan ''Rutin''; kalp ve damar sağlğı için önemli bir antioksidandır. Bu 'phytonutrient' dolaşım sistemini destekler ve karabuğdayın yüksek lif içeriğinin de yaptığı gibi yüksek kan basıncı ve yüksek kolestrol ile mücadeleye yardımcı olur.

2. Hastalıkla Mücadele Eden Antioksidanları İçerir


Karabuğday, beyin, karaciğer ve sindirim sağlığını desteklemenin yanı sıra kanser veya kalp rahatsızlığı oluşumuyla mücadelede yardımcı olabilecek koruyucu fenolik bileşikler ve antioksidanlar içerir. Oligomerik protonosiyanidinler gibi flavonoidler içeren antioksidanlar; karabuğdayın gövdelerinde ve tohumlarında ve ayrıca ununda bulunurlar.

Karabuğdayın polifenolik antioksidanları, reaktif oksijen türü ya da "oksidatif stres"
olarak da adlandırılan serbest radikal hasarına karşı terapötik ajanlar olarak görev yapmaktadır. Antioksidanlar DNA'yı hasardan korumak ve inflamasyonu ya da kanserli hücre oluşumunu önlemek suretiyle hücresel fonksiyonları desteklemektedir.

3. Yüksek Sindirilebilir Protein sağlar


Karabuğday; bitki esaslı proteinlerin mükemmel bir kaynağıdır ve enerji, büyüme ve kas sentezini destekleyen "protein yapı taşları" olan on iki amino asidi içerir. Aslında karabuğday; herhangi bir pirinç, buğday, darı veya mısırdan daha fazla proteine sahiptir. Karabuğday taneleri her 100 gram için kabaca 11-14 gram protein içerir; bu da, quinoa veya fasülye ve baklagiller kadar yüksek olmasa da, bütün tahıllardan daha yüksektir.


Bir vejetaryen veya vegan iseniz, düzenli olarak diyetinize dahil etmek için kara buğday mükemmel bir besindir. Çünkü kendi başınıza yapamayacağınız ve yediğimiz gıdalardan almak zorunda olduğumuz iki tür temel (esansiyel) amino asit sağlar. Karabuğday beslenmesi, lisin ve arginin olarak adlandırılan gerekli asitler içerir. Bunun önemi nedir? Bu spesifik amino asitler pek çok diğer genel hububat veya tam tahılda bulunmaz, bu nedenle bunları karabuğdaydan elde etmek, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel proteinlerin üretimini sağlar.


4. Yüksek Lif İçeriği Sindirimi Geliştirmeye Yardımcı Olur


Karabuğday ile beslenmek, her bardakta yaklaşık altı gram diyet lifi sağlar ve bu sizin doymuş hissetmenize yardımcı olurken sindirim sisteminden besin geçişini de hızlandırır (bağırsak hareketlerini düzenlemek için önemlidir). Karabuğday, sindirim sistemi içindeki oksidatif stresi önleyerek sindirim organlarını kanser, enfeksiyon ve diğer olumsuz belirtilerden bile koruyabilir.

Kore'nin Bucheon Üniversitesi Gıda ve Beslenme Departmanı araştırmacıları, kara buğdayın hayvan çalışmalarında etkilerini test ettiklerinde, karabuğday tüketen hayvanların karaciğer, kalın bağırsak ve rektumlarında daha yüksek antioksidan aktiviteler gördüler. Karabuğday ile beslenen hayvanlar incelendiğinde; hepsinin sindirim sistemlerinde koruyucu glutatyon peroksidaz ve glutatyon S-transferaz antioksidanlarının bulunmuştur.

Karabuğday, alkollü içecekler veya belirli maya ekmeği türleri için fermente edildiğinde, sağlıklı bakterileri bağırsak
florasına nakletmek suretiyle sindirim sistemini besleyen değerli probiyotikler sağlayabilir. Çalışmalar; tüketilen fermente karabuğday ürünlerinin, vücudun pH seviyesini iyileştirebileceğini veya asitlik ile alkalinite arasındaki dengeyi sağlayarak zararlı bakteri ve hastalığın oluşumunu engellediğini göstermektedir.

5. Diyabetin Önlenmesine Yardımcı Olabilir


Birçok diğer karbonhidrat ve kepekli tahıllarla karşılaştırıldığında, karabuğdayın glisemik indeksi düşüktür. Karabuğdayda bulunan kompleks karbonhidratlar kan dolaşımına yavaş emilir ve böylece daha uzun süre tok hissetmenize ve uzun süre sürdürülebilir enerjinin üretimini desteklemeye yardımcı olur. Bu da; kan şekeri düzeyleri arasındaki dengesizlikleri engelleyerek inflamasyon, yorgunluk ve hatta şeker hastalığı ve/veya metabolik sendrom oluşmasının önüne geçer.

Çalışmalar, diyabetik hastaların iki ay boyunca karabuğday tüketmesinin ardından kan şekeri kontrolünde iyileşme sağlandığını ve hiç bir ilaç kullanılmadan insülin direncinin azaldığını buldu.

6. Gluten içermez ve allerjenik değildir

Karabuğday tad, görünüş, boyut ve doku olarak arpaya çok benzer, ancak karabuğday hiç gluten içermeme avantajına sahiptir. Karabuğday, çölyak hastalığı olan veya gluten hassasiyeti olan herkes için güvenlidir ve gluten, spelt ve kamut ile kontamine olan buğday, buğday çilekleri, arpa, çavdar ve yulaf gibi gluten içeren tahılların yerine geçebilir.

Karabuğday ve buğday, tamamen farklı botanik ailelerden gelmektedir ancak birçok açıdan buğday yerine karabuğday kullanılabilir. Gluten içeren tahıllardan kaçınılması ve onlar yerine karabuğday tüketilmesinin, şişkinlik, kabızlık, diyare ve hatta ''sızdıran bağırsak sendromu'' gibi sindirim bozukluklarını önlemesine yardımcı olabilir.

7. Önemli Vitaminler ve Mineraller

Karabuğday tohumları ve unları, enerji patlaması yaptıran B vitaminlerine ek olarak manganez, magnezyum, çinko, demir ve folat gibi minerallerin de mükemmel bir kaynağıdır.

Karabuğdayın sağladığı magnezyum sindirimin iyileştirilmesine, kas gelişimine ve toparlanmaya yardımcı olur ve stresin vücut üzerindeki olumsuz etkilerine karşı savunur.

B vitaminleri, manganez, fosfor ve çinko, sağlıklı dolaşım ve kan damarlarının işlevleri ile birlikte depresyon , kaygı ve baş ağrılarıyla savaşan beyindeki sinir iletici sinyalizasyon için de gereklidir.

Organik Karabuğday Unu

Karabuğday Nasıl pişirilir

1. Karabuğdaylı Çorba


Hazırladığınız herhangi bir çorbaya, pişmesine yakın bir avuç karabuğday atabilirsiniz. Çabuk haşlanan bir tahıl olduğu için hemen yumuşayacak ve çorbanızın besin değerini arttırdığı gibi, lezzetini de arttıracak.

2. Karabuğdaylı Salata

Dilediğiniz ölçüde karabuğdayı bir kaba alın, üzerini iki parmak geçecek kadar kaynamış su ekleyin ve kapağını kapatıp karabuğdayların durduğu yerde haşlanıp suyu iyice çekmesini bekleyin. Haşlanan karabuğdayları istediğiniz salataya karıştırabilirsiniz. Haşladığınız karabuğdayı ağzı kapalı bir şekilde buzdolabında 3 gün kadar bekletebilirsiniz, böylece her gün öğünlerinizde kullanacağınız hazır karabuğdayınız olmuş olur. Karabuğdaylı salata oldukça doyurucu olacağından, tek başına bir öğün olarak bile tüketilebilir.

3. Karabuğday Pilavı

Bulgur pilavını nasıl yapıyorsanız, karabuğdayı da aynı şekilde pişirebilirsiniz. İçine ilave edeceğiniz soğan, domates, biber gibi malzemelerle pilavınızı renklendirebilir, daha sağlıklı hale getirebilirsiniz. 1 su bardağı karabuğdayı biraz tereyağında çevirdikten sonra üzerine 1,5 su bardağı sıcak su ekleyerek pişirmeniz yeterli olacaktır.

4. Karabuğdaylı ekmek

Eğer ekmeğinizi evde kendiniz yapıyorsanız, karabuğday ununu mutlaka denemelisiniz. Karabuğday ile koyu renkli, doyurucu ve mis kokulu bir ekmek yapabilirsiniz!

Makalelerimizdeki bilgiler, sitemizin içerik danışmanlığını yapan hekimler tarafından incelenmiş ve onaylanmış olmakla birlikte; kanuni zorunluluk itibarıyla, nitelikli bir sağlık profesyoneliyle bire bir ilişkinin yerini alacak şekilde tasarlanmamıştır ve tıbbi tavsiye amaçlı değildir.

Kaynaklar :

https://draxe.com/buckwheat-nutrition/
http://hthayat.haberturk.com/saglik/beslenme/haber/1045923-karabugday-nasil-kullanilir

Organik Diye Adlandırılan Saç Boyaları Gerçekten Organik Mi?

22/10/2017
ile Admin Admin
Organik Saç Boyası

Saç boyama hem teknik, hem de kimyasal özellikleri dikkate alındığında profesyonellerce, yani kuaförler tarafından yapılması daha uygun olan bir işlemdir. Kişiye uygun renklendirme konusu düşünüldüğünde ise en az 2 farklı rengin kullanılması gerektiğinden bu işlemin kalifiye ve uzman kuaförler tarafından yapılması neredeyse zorunluluktur. İşin estetik, pratik, hijyenik, sosyal ve psikolojik boyutları da düşünüldüğünde kuaför salonları sağlıklı, rahat ve doğru saç renklendirme hizmetini alabileceğiniz tek mekânlardır.

Bununla birlikte özellikle Türkiye’de kuaför salonlarında teknik yeterliliğin alternatifi olarak farklılığı ve profesyonelliği vurgulamak adına klasik oksidasyon boyamanın haricinde farklı bir takım boya hizmetleri de tutundurulmuştur. Bunların içinde en hassas ve kritik olanı bazı kuaför salonlarının tarifelerinde yer alan “bitkisel boya” hizmetidir.
Organik Saç Boyası
Bu salonlarda maalesef tüketiciler bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yanıltılmaktadırlar. Çünkü yeryüzünde saç boyama özelliği ile bilinen ve yüzyıllardır kullanılan TEK bitkisel boya doğal kınadır.

Aynı şekilde bazı ithalatçı, dağıtıcı ve kuaför salonları, “organik boya” adı ile andıkları bazı ürünlerini “sağlığına düşkün kişilere daha uygun”, “sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası” hatta “sağlığa iyi geldiği” gibi aldatmacalarla da insan sağlığını hiçe saymaktadırlar.

Sağlık Bakanlığı’nın ithalat öncesi ve sonrasındaki tüm kontrol ve denetlemelerine rağmen söz konusu ithalatçı ve dağıtıcılardan bazıları bu sözde organik saç boyalarının “kadınların sağlığını korumaya odaklanmış” ve “yalnızca en iyi kuaför salonlarında” bulunduğundan dem vurmakta, aynı zamanda kendi ürünlerinin doğal olarak güzelleşmenin tek anahtarı gibi de göstermeye çalışmaktadırlar.

Hâl böyle olunca yanlış algı ve tanıtım yönetimiyle bu ürünlerin kullanıldığı saç boyama hizmetleri de daha yüksek fiyatlardan tüketicilere sunulmaktadır.

Sadece saç boyasının içindeki birkaç bileşeni için verilmiş olan sertifikayı, ürünün tamamını organik gibi pazarlamaya çalışanlara da tanık oluyoruz. Bu sayede diğer zararlı bileşenler maskelenmeye çalışılmaktadır.

İngilizler organik, Almanlar ekolojik, Fransızlar biyolojik ifadelerini kullanırken Türkçede sıklıkla ve kontrolsüz bir şekilde “organik” veya "doğal" kavramları kullanılmaktadır.

“Amonyaksız” adı altında pazarlanan klasik ve sentetik saç boyaları için zararsız, bitkisel hatta organik sıfatlarının kullanılması büyük bir yanılgı ve yanıltmadır. Neden mi?
Organik Saç Boyası
Uçucu ve doğal bir madde olan amonyak, saç kütikülünü şişirerek sunî boya pigmentlerinin saça girmesini kolaylaştırır. Kendilerine çoğu zaman organik sıfatını takmış olan boyaların birçoğunda amonyak yerine Monoetanolamin (MEA) denen ve uçucu olmayan, daha kuvvetli başka bir alkali madde kullanılır. Bu madde kendi kendine arınmayacağı için saçta etkisi devam eder. Yani amonyakta olduğu gibi etkisi kendi kendine sonlanmaz.

Kozmetik ürünlerde eğer organik terimi kullanılacaksa kesinlikle resmi ve yerel bir otoritenin SERTİFİKASI ve aynı zamanda uluslararası ve bağımsız bir kuruluşun ONAYI gerekir. Bu kuruluşlar da sertifikayı vermeden önce birçok üretim aşamasını tek tek kontrol ederler. (Cosmos, EcoCert, BDIH, Eco Garantie, BIO Cosmetique ve ÖKO-TEST…)

Unutmayın, bir kozmetik ürünün içinde bitki özütü olması o ürünü organik yapmaz! O ürünün içinde hiçbir surette onaylanmış organik kimyasallar listesinde yer almayan sentetikler olmamalıdır.

Ülkemizde de bu tip sertifikalara sahip olmayan birçok ithal ürün, bu ürünlerin üretildiği ülkelerde bile kullanmadıkları kavramları ülkemizde, üstelik bazen "organik ve doğal" şeklinde bir arada bile rahatlıkla kullanabilmektedirler.

Bir kozmetik ürünün sadece hayvanlar üzerinde test edilmemiş olması da o ürünün organik olduğu anlamına gelmez.

Organik kriterlerinden bazıları söyle listelenebilir:

• En az % 95 bitkisel ve doğal madde olmalı. Ham madde organik tarımdan gelmeli ve organik toplamayla hasat edilmiş olmalı.

• Hayvanlar üzerinde test edilmemiş olmalı.

• Hayvansal hammadde kullanılmamış olmalı.

• Sentetik boya, sentetik koku maddeleri, tüm mineral yağlar, ethoxilise, karbomerler, parabenler, silikon, parafin, Propilen glikol, fenoksietanol kullanılmamış olmalı.

• Ambalajı geri kazanılabilir olmalı.

Tüketicileri yanıltmayı, aldatıcı reklam ve tanıtımlar yaparak toplum sağlığıyla oynamayı önemsiz hatta maddi menfaatler açısından gerekli gören firmalara topyekûn itiraz etmenin vakti gelmiş hatta geçmektedir.

Erdinç Çetinçelik
Kozmetik ve Kuaför Eğitmeni

Kaynak : https://www.evleniyooruz.biz/news/organik-diye-adl...


Bebek Cilt Sağlığı İçin Organik Bebek Bezi ve Pişik Kremi’nin Önemi

14/09/2017
ile Admin Admin
Organik Bebek Zeki

Bebek cildi dermatologların da söylediği gibi 4-6 hafta arasında yetişkin insan cildi ile aynı pH değerlerine ulaşsa da hassas yapısı sebebiyle bir yetişkine göre hastalıklara daha açıktır. Sürekli kapalı olması, idrar ve dışkı sebebiyle neme maruz kalması gibi faktörlerden dolayı bebeğinizin poposu ve bu bölgedeki cilt sağlığı ise ayrı bir önem taşır. Sizler en değerli varlığınızın poposu kuru kalsın, pişik veya başka cilt sorunları yaşamasın diye bezini sık sık değiştirirken, bölgeyi pudra veya nemlendiricilerle yumuşatırken kullandığınız ürünlerin içeriğinde yer alan bazı kimyasallar ise uzun vadede bebeğine ciddi zararlar verebilir. O yüzden bu yazıda da bebek cilt sağlığı açısından organik bebek bezi ve organik pişik kreminin faydalarından bahsedelim.

Pişik Nedir?
Bebek cildinin idrarla temas ettiği bölgede ıslaklık, kapalı, havasız ortam ve bunların yanında sürtünmeden dolayı yaygın olarak görülen tahriş olma problemidir. İdrarlı bez yeteri kadar sık değiştirilmediğinde ve uzun süre kaldığında idrar amonyağa dönüşür ve havasız ortamda cildi de tahriş eden bu maddedir aslında.

Normalde pişik kremleri ile kolayca tedavi edilen bu durum pişik kremlerinin içeriğinde yer alan bazı kimyasallardan dolayı farklı sorunlara da yol açabilir.




Bebek Bezlerinde Kullanılan Tehlikeli Maddeler Nelerdir?


Yakında Neden Organik Tampon veya Organik Ped Kullanmalısınız? yazısında da bahsedeceğimiz bir madde olan o da ürünleri beyazlatma amacıyla kullanılan klor maddesi. Yetişkin insan sağlığı açısından bile yeteri kadar tehlikeli olan klor bebek bezlerinde de ağartma amacıyla kullanılıyor. Klorla ağartma işleminin artık maddesi dioxin ise vücutta biriktiğinde meme kanseri başta olmak üzere tüm kanser türleri için zemin hazırlıyor. Piyasada satılan klasik bebek bezleri ise –daha uygun fiyatlı olması sebebiyle- klorla beyazlatılan ve dioxin içeren ürünler. Organik bebek bezleri ise nispeten pahalı da olsa insan sağlığına zararı olmayan oksijen ile ağartılırlar.
Bebek bezlerinde klor dışındaki bir başka tehlike ise akrilamid. Normalde toz halinde bulunan ancak idrarla temas ettiğinde jelleşen akrilamid bebeğin poposuna yapışarak orada kalıyor. Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu akrilamidi ‘insanlar için Grup 2A Olası Kanserojen’ sınıfına ve Avrupa Birliği ise Sınıf 2 karsinojen ve mutajen sınıfına almıştır. Akrilamid’in gıdalarda ve içme suyunda bulunmasının zararları ile ilgili bir blog yazısı da hazırlamaktayız. Bu maddeyle temas eden hayvanların vücutta birikim sonucu uzun vadede kansere yakalandığı görüldüğü için bebeğinizi uzak tutmanız gereken kimyasalların başında yer alıyor.


Organik Olmayan Pişik Kremlerinde Kullanılan Tehlikeli Maddeler Nelerdir?

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz, kozmetik ve cilt bakım ürünlerinde sıkça kullanılan paraben aslında cildimizin temas edebileceği en tehlikeli kimyasallardan (bkz: Sağlıklı Makyaj Malzemelerinin Önemi).

Bunun dışında pişik kremlerinde sıkça kullanılan Triclosan ve Kanton CG de son derece tehlikeli maddeler.
Triclosan antibakteriyel özellikleri sebebiyle pişik kremlerinde tercih ediliyor ancak Proceedings of the National Academy of Sciences isimli tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre bu kimyasalın kas ve iskelet sistemine olumsuz etkileri olduğu ve bu sistemlerin gelişimlerini engellediği görülmüş. Ayrıca ;
linkini paylaştığımız haberde de okuyabileceğiniz gibi; ‘sabun, deterjan, şampuan ve diş macunu gibi kimyasal malzemelerin içinde bulunan Tricloasan'ın laborotuvar farelerinde karaciğer kanserini tetiklediği ortaya çıktı.’
The Independent, bilim insanlarının, anti- bakteriyellerde kullanılan Triclosan’ın kanser ve karaciğer rahatsızlıklarını tetiklediğini ortaya koyan bir araştırmasına yer verdi. Fareler üzerinde yapılan araştırmanın sonuçları hakkında bilgi veren California Üniversitesi’nden Prof. Robert Tukey, geniş kullanım alanı olan Triclosan maddesinin karaciğer toksinlenmesi üzerinde büyük risk oluşturduğunu ifade etti. Triclosan’ın, kanı temizleyen protein hücrelerine zarar vererek, karaciğere etki ettiği, bu etkiyi en aza indirmek için karaciğerin fazla hücre yapımına gitmesinin ise kanseri tetiklediği ifade edildi.

Triklosanın zararlı etkileri
• Suda bulunan klorla reaksiyona girerek kanserojen olan kloroform ve dioksine dönüşebiliyor
• Antibiyotiklere dirençli mikropların gelişime yol açabiliyor
• Hormon bozucu etkileri var (özellikle tiroit ve seks hormonları)
• Bağışıklığı ve beyinde hücre sinyallerini olumsuz etkiliyor
• Egzama gibi alerjik hastalıklara sebep olabiliyor
• Hem kalp hem iskelet kaslarnın fonksiyonlarını bozuyor
Ahmet Rasim Küçükusta hocamızın web sayfasındaki bu yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz.
http://ahmetrasimkucukusta.com/2012/08/16/yazilar/...

Metilkloroizotiazolinon adıyla da bilinen Kanton CG ise koku giderici olarak kullanılmakla birlikte başta ciltte tahriş ve allerjik reaksiyonlar olmak üzere zaman içerisinde hormonal bozukluklara sebep olduğu, karaciğer ve böbrekler için toksik olduğu görülmüş olan bir kimyasaldır.
http://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-metilk...


Bebeğinizin Sağlığı İçin Sizin Yapabilecekleriniz

Aslında yazının başında en değerli varlığınızın hem cilt sağlığı hem de uzun vadede bütünsel sağlığı açısından tehlikeli maddelerden bahsettik. Ulaşması zor olsa da en sağlıklısı bu tarz zararlı maddeler içermeyen, organik maddeler kullanılarak üretilmiş, doğal ve organik olduğu uluslararası kurumlarca test edilip onaylanmış bebek bezleri ve pişik kremleri kullanmanızdır.
Natureyorganik ürün gamında yer alan organik bebek bezleri ve pişik kremleri için tıklayabilirsiniz.

Almanların en büyük korkularından birisi gıdalardaki zararlı katkı maddeleri

09/09/2017
ile Admin Admin

Anket sonuçlarına göre, geçen yıllara oranla artış gözlenen iki endişe nedeninin ise afetler ve gıdalarda bulunan zararlı maddeler olduğu kaydedildi. Anket geçen temmuz ayında patlak verdiği için zehirli yumurta skandalının bu tabloda etkisi olmadığının altını çizen Römstedt, artışın nedeninin çevre konularının medyada giderek daha fazla yer bulmasıyla açıklanabileceğini belirtti.

Kaynak : Deutsche Welle Türkçe

http://www.dw.com/tr/almanlar%C4%B1n-en-b%C3%BCy%C...

Organik Deterjan Nedir? Neden Önemlidir?

12/08/2017
ile Admin Admin
Organik Deterjan Nedir? Neden Önemlidir?

Çamaşır deterjanı, bulaşık deterjanı, sıvı sabun, yüzey temizleyici, yağ çözücü, ahşap temizleyici, çamaşır suyu, banyo temizleyici, cam temizleyici, arap sabunu, tuvalet (WC) temizleyici gibi pek çok temizlik maddesini hemen her gün evlerimizde kullanıyoruz. Peki evimize aldığımız, her gün tenimize direkt temas eden giysilerimizi yıkadığımız, kaçınılmaz olarak çocuklarımızın da dokunduğu, kullandığı bu ürünler ne kadar sağlıklı? Bu konuda neler biliyorsunuz?
Kendi sağlığımız konusunda nedense biraz daha umursamaz olduğumuz acı bir gerçek. Peki çocuklarımızın ve/veya bebeğinizin sağlığı konusunda çok daha hassas olduğumuzu kim inkar edebilir?

Hamilelik ve lohusalık dönemlerinde bu klasik temizlik ürünleriyle temasın solunum ve direkt cilt yoluyla kana karışan toksik ve kimyasal maddelerden dolayı daha tehlikeli olduğunu, hatta artık biraz daha hareketli olan küçük çocuklarınızın klasik zararlı kimyasallar içeren bu tarz deterjanlarla temasının hassas citleri ve genel sağlıkları açısından daha riskli olduğunu biliyor musunuz?


Bu yazıda sizlerle önce genel olarak deterjanlardan ardından da organik deterjan ürünlerinden bahsetmek istiyoruz. Aileniz, sevdikleriniz ve başta da kendiniz için en sağlıklı ürünleri seçmenize umarız yardımcı olabiliriz.

Deterjanlar Nasıl Çalışır?

Tüm temizlik maddelerinde asıl işi “yüzey aktif maddeler” yapar. Bu maddeler suda ve organik maddelerde çözünebilen ve çözünemeyen maddeleri bir arada bulunduran kimyasal çözeltilerdir. Surfaktan (Surface active agent) da denilen bu çözeltiler önce köpük oluşturup kiri söker ve daha sonra bu kiri su içerisinde hapsederek yıkanan ürüne geri dönmesini engeller. Yüzey aktif maddeler anyonik, katyonik, noniyonik veya amfoterik olabilir. Kimisi daha çok temizlik ürünlerinde kullanılırken kimisi de yumuşatıcı veya çamaşır sularında kullanılır. Hatta özellikle katyonik maddeler son derece toksik olmasından dolayı her türlü gıda ve kozmetikte kullanımı yasaktır.

Klasik Kimyasal Deterjanların Tehlikeleri Nelerdir?

Hayatımızda çok önemli bir kolaylık sağlamakla birlikte bu tarz kimyasallar insan hayatı ve çevre için son derece zararlıdır.
Doğada kolay kolay eriyemedikleri için zararlı bir çevresel atıktır. Akarsu ve denizlere karışarak balıklardan başlayıp pek çok canlıyı hatta insan hayatını tehdit eder. Organik ve doğal deterjan ürünlerinde ise böyle bir tehlike görülmez.
Bu tarz deterjanlar sadece mikroplara zarar vermekle kalmaz. Mikrop - insan ayrımı yapamadıkları için insanların da akciğer, karaciğer, cilt ve beyin gibi organlarında hücre ve doku düzeyinde kalıcı hasarlar bırakır. Hipoallerjenik yapıda olmadıkları için bağışıklık sisteminde aşırı tepki oluşması ile karakterize allerji ve reaktif hava yolu (astım) gibi hastalıklara sebep olurlar.
Üstelik bol suyla durulayarak bu kimyasallardan kurtulmak da mümkün değildir. Çünkü her türlü kimyasaldan kurtulmak için çamaşırları 8 ton, bulaşıkları 6 ton suyla durulamak, şampuan kimyasal artıklarından kurtulmak için ise yaklaşık 2 ton suyla durulanmak gerekir ki; bu pratikte imkansızdır.
Klasik deterjanlar sadece temizleme amacıyla içlerine konan maddelerle değil; koku verme, yumuşatma amacıyla gibi farklı sebeplerden dolayı da pek çok kimyasal içerir. Bu kimyasallara uzun süre ve sık sık maruz kalındığında kansere yol açtığı da görülmüştür.
Çamaşır veya bulaşık detarjanları çok da dolaylı olmadan, yani bu ürünlerle yıkanan giysiler ve mutfak malzemelerine dokunarak etkileşime girdiğimiz ürünlerdir. Onlar bile bu kadar tehlikeliyken ;şampuan, sıvı el sabunu gibi cilde tam ve doğrudan temas eden ürünlerin verebileceği zararı tahmin etmek çok zor olmasa gerek.

Organik Temizlik Ürünleri Neden Tercih Edilmeli ?



Organik temizlik ürünlerinin hepsinde (ör: deterjanların) kullanılan ‘’ yüzey aktif madde’’ bitkiseldir. Bu noktada bir detaydan bahsetmek gerekir. Organik deterjan üretiminde su da kullanılır. Su organik bir madde olmadığı için bitkisel veya organik deterjan ürünleri teorik olarak 100% organik değildir. Ancak ürünün içeriğinde kullanılan diğer maddeler (örneğin organik zeytinyağı, organik lavanta) organiktir.
Bir deterjana organik denmesi için içerdiği kimyasalların belirli sınır değerlerin üzerine çıkmaması gerekir (çoğunlukla % 5-10). Tabi ki üretim esnasında kullanılacak bu kimyasallar seçilirken olası en az zararlı olanlar tercih edilir. Dolayısıyla çok daha az oranda kimyasal maddeye temas ederek, bitkisel ürünlerden elde edilmiş deterjanlarla hem sağlığınızı hem de çevreyi koruyabilirsiniz.

Organik Deterjan Markaları Nelerdir?


Sonett, EcoS3, Desert Essence, Miss W ve Seventh Generation sitemizde de ürünlerine erişebileceğiniz, kullananların son derece memnun olduğu markalardan.

Organik Deterjan Aldığınızdan Nasıl Emin Olabilirsiniz?

Uluslararası sertifika kuruluşları her türlü deterjan ve kişisel bakım ürünlerinin içeriklerini analiz ederek belirli sertifikalar veriyorlar. Organik deterjan konusunda en güvenilir kurumlar ise USDA Organic, Ecocert Organic, NaTrue gibi sertifika kuruluşları. Satın almayı düşündüğünüz ürün bu sertifikalardan bir veya birkaçına sahipse içiniz rahat bir şekilde kullanabilirsiniz.

Bu sertifikalara sahip olmayan ancak yine de üzerinde “bitkisel” yazan bir ürün almayı düşünüyorsanız o ürün organik değil, büyük ihtimalle ekolojiktir. Başka bir deyişle; çevre adına duyarlı bir alışveriş yapmış olursunuz, ancak kişisel sağlığınız açısından beklediğiniz düzeyde faydayı göreceğinizi söyleyemeyiz.
Bir başka ayırt etme kriteri ise ürünlerin raf ömrüdür. Normal şartlarda piyasada satılan ürünlerde uzun ömürlü olması için koruyucu kimyasallar kullanılır. Organik deterjan ürünlerinde ise koruyucu kimyasallar ya kullanılmaz ya da sahip olduğu sertifika standartlarına uygun olarak çok düşük oranlarda kullanılır, dolayısıyla organik deterjanların raf ömrü daha kısadır.

Organik temizlik ürünlerimizi incelemek için : http://natureyorganik.com/tr/temizlik/


Hamilelik Öncesi, Hamilelikte, Lohusalıkta ve Emzirirken Saç Boyanabilir mi?

10/08/2017
ile Admin Admin
Hamilelik Öncesi, Hamilelikte, Lohusalıkta ve Emzirirken Saç Boyama

HAMİLELİK ÖNCESİ, HAMİLELİKTE, LOHUSALIKTA VE EMZİRİRKEN SAÇ BOYATILABİLİR Mİ ?

Saç boyası hemen hemen tüm kadınların ve bazı erkeklerin hayatlarının bir döneminde kullandığı, hatta bazılarımızın sürekli olarak kullanmaya devam ettiği ürünlerden. Tabi pazar bu kadar büyük olunca da, piyasada onlarca oyuncu tarafından sunulan binlerce ürün var. Bunların hemen hepsi klasik kimyasal saç boyaları. Bir de organik, bitkisel, ekolojik, doğal diye nitelenen bir grup üründen haberdarız. Kimileri “organik ve doğal ürün olduklarına inanmıyorum, hepsinde kimyasallar var nasılsa” diyerek konunun önemini gözardı ederek kendisinin ve belki de bebeğinin sağlığını riske atıyor, kimileri de “bitkisel saç boyası dışında boya kullanmam” bilinç düzeyine kavuşmuş olmasına rağmen gerçek organik ve doğal bitkisel ürünleri nerede ve nasıl bulacağını bilemiyor.




Günümüzde kadınların çoğu klasik kimyasal bazlı saç boyalarının tehlikelerinin bilincinde olduğu için ve uzmanlar tarafından yapılan uyarılar sonucunda, hayat boyu değilse de en azından hamilelik, lohusalık (doğumdan sonraki ilk 6 hafta) ve emzirdikleri dönem boyunca saçlarını boyatmamaktadır. Bazı uzmanlar ise bu uyarıyı ''hamileliğin ilk 3 ayı bari saçınızı boyatmayın'' şeklinde yapıyorlar. Tabi ki bu uzmanlara sorulan sorunun konusu klasik kimyasal içerikli saç boyaları. Evet bir bakıma klasik kimyasal boyalar söz konusu olunca bu eksik de olsa bir çözüm sayılabilir. Hatta çocuk yapmaya çalışan çiftlerde hem erkek hem de kadının bu dönemde herhangi bir zararlı kimyasala maruz kalmamak çabasında olması en mantıklısıdır. Organik beslenme, organik temizlik ürünleri ve organik kozmetik ürünleri kullanmak dışında ise bu pek de mümkün görünmüyor.

Ancak özellikle bu heyecanlı, hassas ve çok özel dönemde hem güzelliğinizi ve bakımlı görüntünüzü korumak, hem de bebeğinizin ve kendinizin sağlığını korumak gerçek organik saç boyası ürünleriyle mümkün. Güvenilir, organik sertifikalı, yani gerçek organik saç boyaları ile bu dönemlerde de saçlar güvenle boyanabilir.

O yüzden hepimizin sağlığı için; özellikle de hamile ve emziren kadınlar için çok daha önemli olan

bitkisel, organik ya da doğal olarak isimlendirilen saç boyalarını gelin bu yazıda daha yakından tanıyalım.


5 Soruda Gerçek Organik Sertifikalı Bitkisel Saç Boyası


1. Bitkisel Saç Boyası Nedir?

İçerisinde başta amonyak ve peroksid olmak üzere kimyasal madde içermeyen, kına, çivit, yaban mersini, mavi kantaron, papatya, çay, soğan kabuğu veya hatmi çiçeği gibi bitkilerden elde edilen saç boyalarıdır.

Amonyak ve peroksid dışında kimyasal saç boyalarında fenilendiamin (PDA), o-toluylendiamin, resorcin, alfanaftol veya kurşunasetat gibi kimyasallar da kullanılabiliyor. Tabii ki bitkisel veya organik saç boyalarında da bazı kimyasallar kullanılabilir, sonuçta papatyayı dalından koparıp saçımıza sürünce saç rengimiz değişmiyor. Boyanın saça tutunması ve kalıcılığının sağlanması için az da olsa kimyasallara ihtiyaç var ancak bu kimyasalların sağlığa zararlı olmadığı bilinenlerden seçilmesi ve üründeki oranının % 5-10’u geçmemesi gerekir.

2. Kimyasal Saç Boyalarının Zararları Nelerdir?

Kimyasal saç boyaları her kullananda kansere yol açacak diye bir kural yok, ancak uzun süre ve sık kullanımda kansere ve diğer kronik hastalıklara yakalanma olasılığını önemli miktarda arttırdığı görülüyor. Özellikle de genetik yatkınlığı olan, kalıtsal olarak risk altındaki insanlarda çevresel faktörler olan organik dışı beslenme ve kozmetik ürünler yoluyla maruz kalınan kanserojen maddelerin çok azının bile kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı ve/veya yayılımını hızlandırdığı aşikar.

Bu tür saç boyalarının içerisindeki kimyasal ve toksik (zehirli) maddeler özellikle hamile ve emziren kadınlarda kan ve süt yoluyla bebeğe de geçebildiği için tehlikenin boyutu sevdiklerimiz için de büyük.

Kanser gibi ölümcül hastalıkları bir kenara koyarsak; organik olmayan boyaların içerisindeki kimyasal maddeler saçın doğal yapısını bozarak rengin nüfuz etmesi görevini yerine getirirken, daha ilk kullanımda başlayan ve giderek artan bir şekilde saçları matlaştırıyor, saç uçlarının kırılmasına sebep oluyor ve saçı kurutup kırılganlaştırıyor.

3. Bitkisel Saç Boyası Kullanmanın Faydaları Nelerdir?


- En başta; gerçek organik saç boyası ürünlerinin zararlı kimyasal madde içermemelerinden dolayı sağlığa oluşturdukları riskler yok veya yok denecek düzeyde azdır. Özellikle hamile ve emziren kadınların kullanımı için de bu geçerlidir.

- Bitkisel saç boyası kullanımının diğer bir önemli faydası; bu boyalar besleyici bitkisel kına özleri ile üretildikleri için beslerken saça parlaklık da vermesi ve saç tellerini onarmasıdır.


- Saç renginde radikal bir değişiklik yapmadığı, doğal saç rengin üzerinde nüanslar sağladığı için boya sonrası doğal bir görünüm elde edilir.

- Üretim aşamasında kullanılan teknikler sayesinde doğaya zarar vermeden ve ekolojik çevreyi tahrip etmeden üretilen bu ürünleri tercih ederek kendinize ve çocuğunuzun geleceğine bundan daha büyük bir yatırım yapamazsınız.

- Hayvanlar üzerinde test edilmeden üretilmiş olan ürünleri tercih ederek küçük dostlarımızı da korumuş olursunuz. Bu logoyu gördüğünüz zaman hayvan dostlarımızın test aracı olarak kullanılmadığı bir ürünü incelediğinizi anlayabilirsiniz.





4. Gerçek Organik Bitkisel Saç Boyası Kullanırken Bilmeniz Gerekenler



- Çok koyu veya çok açık renkler elde edilemez.



- Organik saç boyası bitkisel ürünlerden elde edildiği için çok geniş bir renk skalası yoktur.



- Ağartıcı ve açıcı içermediğinden her saç üzerinde renk verme etkisi farklı oranlarda olabilir. Bu nedenle saçı boyamadan önce çıkacak rengin tonunu tam olarak kestiremeyebilirsiniz. O yüzden genellikle saçın bir tutamını boyayarak sizin saçınızda oluşacak renk tonunu denemeniz önerilir.



- Yine ağartıcı ve açıcı içermediği ve bu nedenle de alttaki boyayı saçtan söküp atmadığı için alttaki saç rengini tamamen kapatmaz, beyaz tellere ise tama yakın renk verir. Dolayısıyla radikal saç rengi değişiklikleri için uygun değildir. Ancak saçında doğal görünümlü bir renklendirme isteyenler için en ideal ve sağlıklı çözümdür.



5. Bir Boyanın Bitkisel Saç Boyası Olup Olmadığını Nasıl Anlarsınız?



Öncelikle kokusundan tahmin yürütebilirsiniz ancak bu asla emin olamayacağınız bir yöntem. Kimyasal saç boyaları ağır kimyasal kokular içerir, oysa bitkisel boyalar daha ferah ve belki bazen hoşunuza gitmeyen bir koku bile olsa doğal kokular yayar.



Daha garantili bir yöntem ise almayı düşündüğünüz ürünün sertifikalarını kontrol etmektir. Dünyada ürünlerin karışımını inceleyen ve doğal ürünlere sertifika vererek tescilleyen pek çok güvenilir kurum var. Aşağıda bahsettiğim kurumlardan bir veya birkaçının sertifikasına sahip bir bitkisel saç boyası görürseniz içiniz rahat bir şekilde satın alabilirsiniz.



BDIH: Sadece organik tarımla üretilen ve ekolojik şartlara uyum sağlayan, hayvanlar üzerinde deney yapılmayan (birkaç kurum hariç), ölü hayvanlardan elde edilmiş madde kullanılmasına izin vermeyen, sentetik boyar madde, petrokimyasallar, GDO ve silikon içermeyen ürünlere onay veren bir Alman sertifikası.



NaTrue: Üç farklı sertifika veren bir Avrupalı sertifika kurumu. Natural Cosmetics With Organic Portion sertifikası için ürün içeriğinin en az %70’inin organik yollarla üretilmesi, Natural Cosmetics sertifikası için organik tarım şartı gerekmese de bazı içerik kurallarına uyulması, Organic Cosmetics sertifikası vermek içinse ürün içeriğinin %95’inin organik tarımla elde edilmesi, GDO, silikon ve petrokimyasal kullanılmaması şartı arıyor.



Ecocert: Farklı sertifikalar veren kurum bu alanda da en bilinenlerden. Ecocert Natural Organic Cosmetic etiketi için ürün içeriğinin %95’inin bitkisel olması ve %10’unun da organik tarımla elde edilmesi, Ecocert Natural Cosmetic etiketi için de ürün içeriğinin %50’sinin bitkisel olması ve %5’inin da organik tarımla elde edilmesi şartını arıyor.



Hepsini burada tek tek yazamasam da Cosmebio, USDA, Soil Association gibi sertifikalar da benzer şartlarla ürünlere onay veriyorlar.



Almayı düşündüğünüz bir organik saç boyası ürününde bu serfikalardan bir veya birkaçını görmeniz halinde ürüne güvenebilirsiniz.



KUAFÖRÜNÜZÜ ORGANİK OLDUĞUNU SANDIĞI ÜRÜNLER KONUSUNDA UYARIN



Son yıllarda konuya olan ilginin artması üzerine; tüm iyi niyetine rağmen, konuya bilgi ve tecrübe anlamında hakim olmayan kuaför ve bakım uzmanlarının salonlarında ‘’organik içerikli yağlar içeren’’, ‘’organik boya özleri içeren’’, ‘’formaldehit içermez’’ ‘’ doğal bitkisel boya içerikli’’ gibi ifadelerle lanse edilen bazı ürünlerle karşı karşıya kalabilir ve bunları kullanmanız için öneriler alabilirsiniz. Özellikle de doğrudan satış yöntemiyle kuaför ve bakım salonlarına dağıtımı yapılan bu tip saç bakım ve saç boyası ürünleri; sizin, doğacak çocuğunuzun ve emzirdiğiniz bebeğinizin sağlığınızı tehdit etmeye malesef devam etmektedir. Bu gibi durumlarda kuaförünüzü veya saç bakım uzmanınızı bu konuda uyarmak ve belki bu yazıyı okumasını sağlamakla işe başlamasını sağlamak akıllıca olacaktır. Bu durumda size en uygun tavsiyemiz organik sertifikalı saç bakım ürününüzü ve saç boyanızı yanınızda götürüp sizin saçınızda o ürünün kullanılmasını sağlamanızdır.



Sitemizdeki organik saç boyası ve bakım ürünlerini incelemek için http://natureyorganik.com/tr/kisisel-bakim/sac-bakim/sac-boyalari/ linkine tıklayabilirsiniz



Yasal Uyarı : Bu sitede yazılan herşey bilgilendirme amaçlıdır, tavsiye niteliğindedir. İlaç, reçete ve tedavi yerine geçmez. Özellikle tıbbi durumlarda, sizi en iyi tanıyan ve takip eden doktorunuza danışmanız önerilir.

Organik makyaj ürünleri kullanmak; kanserden korunmanızı sağlamakla kalmıyor, sizi ve cildinizi yaşlanmaktan da koruyor...

13/07/2017
ile Admin Admin

Yaşlarını göstermeyen kadınların güzellik sırları


Bir kadının yaşını sormak çok büyük kabalık fakat bu kadınların yaşlarını tahmin bile edemeyeceksiniz. Peki bu nasıl mümkün olabiliyor? İşte yaşlarını göstermeyen kadınların güzellik sırları:


Kaynak : http://www.milliyet.com.tr/yaslarini-gostermeyen-k...

Obezitede kanser riski sigaradan daha fazla

14/06/2017
ile Admin Admin
Obezitede kanser riski sigaradan daha fazla

ABD’de yayınlanan tıp dergisi New England Journal of Medicine’de çıkan bir makaleye göre obezite ve hareketsizlik sigaraya oranla daha fazla kansere yol açıyor.

Amerikan Kanser Toplumu (ACS) tarafından hazırlanan araştırmaya göre sigara kullanımı azalmasına rağmen sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kansere bağlı ölümlerin önünü açtığı belirlendi. Bu kanserlerden 13’ünün nedeni ise aşırı kilo. Gazete Habertürk'ün haberine göre Amerikan Kanser Toplumu’ndan Richard Wender, “Obezite ve hareketsiz yaşamın kansere yol açma oranının sigarayı geçebilmesi olağanüstü gibi görünse de sonuç muhtemel. En ciddi kanser tipleri arasında gösterilen cilt ve akciğer kanserlerine sigara ve güneşin zararlı ışınlarının neden olduğu biliniyor. Bunun dışında beslenme ve egzersizin de kanser üzerindeki etkisi göz ardı edilemez” diye konuştu. ACS’nin Stratejik Direktörü Rebecca Siegel da “Kanser hastalıklarının yüzde 20’si beslenme, alkol tüketimi, hareketsiz yaşam veya aşırı kilo olurken; hastalıkların yüzde 30’u ise sigara kaynaklı” bilgisini paylaştı.

New England Journal of Medicine’de çıkan makalade Wender’in “Tüm kanser tiplerinin yüzde 50’si sağlıklı bir yaşam tarzı benimsenerek önlenebilir” vurgusuna da yer verildi. Dünyanın obezite rahatsızlığından en çok etkilenen toplum olan ABD’de bu oran 1970’lerden bu yana 3 katına çıktı.

Haberturk
http://www.haberturk.com/saglik/haber/1527348-obez...

Yorumlar

By dealing together, both of you can address problems of self-esteem and mutual trust. Use these circumspectly however, because they may lower blood glucose levels, that is an unhealthy effect that face men whose blood sugar are properly balanced.
http://www.generiqueviagrafr.fr/achat-viagra-uk
Hi HI
Hi HI
Yeni mesaj
eTicaretif